bir ağıt takılmış gibi dişlerimin arasına. kokusu-tadı keskin ve koyu. aynada gözlerime odaklanırsam, doluyorlar. yorgunsun ondandır diyerek su çarpıyorum onlara. günde 5 kere ıslatıyorsam kafamı, günde on defa yüzümü yıkıyorum. temizlenmek değil amacım, kaçıp uçuverecekmiş gibi derimin her milimetresinde çarpan kalbimi, suyla sakinleştirmeye çalışıyorum. sonunda ölmeyeceğimi ezbere bilecek kadar tanıyorum bu durumu. duymayı kesip, görmeyi kesip, kafamı sabitleyip derin derin soluyorum önce. vücuduma uyku sinyalleri vermeye çalışıyorum. işe yaramadığında, sessizce kalkıp en yakın lavaboya gidiyorum. organlarım içimden çıkmak için savaşırken inatla kalem tutmanın, çay içmenin, otobüse binmenin alemi yok.
eğil musluğun altına, suya yaklaştır seyiren göz kapaklarını, titreyen kaslarını gören yok belki ama hissediyorsun işte. suya ada isyanını. ıslanmayı seviyorsun. karanlığı seviyorsun.
ne önemi var diyorum içimden. senden önce düşünülmemiş bir şeyi düşünme ihtimalin düşük. açlık sorununa çözüm olacak kadar zengin olmak mümkün değil. ve ölüyor/çürüyor dünya sen geri dönüşüm için ayrı bir çöp poşeti hazırlasan da. ne önemi var kuralların, ve beklentilerin, ve kararların. ne önemi var onaylanmanın, ve desteklenmenin. insanların ne düşündüklerinin, kimlerle vakit geçirdiklerinin, paralarını ne için harcadıklarının, kimlere dokunduklarının ve aslında kimleri sevdiklerinin ne önemi var. yüzyıl önce bu başlıkların hepsinin içi başka başka anlamlarla doluydu, mayalara sorsan yüzyıl sonra dünya zaten olmayacak. ne önemi var diyorum içimden. bak hepsi unutuyor ne söylediklerini gerçek bir gülümseme gördükleri anda. bak hala kahkahalar atıyor kızlar, akşam babaları bir bahaneyle dövecek zaten, bir tekme fazladan artık korkmuyorlar. bak 90lık tiryaki dede hala merdiven çıkıyor, temiz hava sahası bebeleri yatıyor kanser koğuşlarında. her şey oluyor bu dünyada. ve her şeyi biz yaptık. ne bu hırs, ne bu kavga gürültü. ne sistemi değiştirecek kadar zekiyim, ne de kendimi insanlara adayacak kadar hümanist.
imkansız sınırlıyken, ve zaten ölümle koyun koyuna yaşarken, önemsizlerle kuşatılmaktan hoşlanmıyorum.
yalnızlığın kötülüğünü onlar öğretti sana. sen farklı olana uzanırken fazlaya doğru onlar ittiler. ne siyahtan kaçar, ne de eksikten utanırdın sen. camdan atmışlar tanımlarını, bir koşu topla gel.
ne önemi var diyorum içimden. içim sakin. içim bütün. gözlerim bütün varlığı, ve hiç durmadan değişen bilgiyi görüyor. her şeyi bilmenin imkansızlığı, ve her şeyi yapmanın yorgunluğuna gülümsüyorum. bu yaşlı dünyanın çocuğuyum ben. şu anda ayrı bir beden olarak algılanıyor olmam, ondan farklı olduğum anlamına gelmez. hayatımın gayesi sadece var olmak. ve ölürken, yaşamda hissettiklerimin bir kısmını hatırlıyor olursam ne ala.
ne önemi var diyorum içimden.
soruyorlar ve kusuyorum:
"Benim biraz uzadı, hayat işte.
Bir yandan çalışıyorum zaten, ama part time.
İnşallah
Haklısınız,
Nasıl olsa ben de o devrelerden geçeceğim.
Önemli kararlar, kritik zamanlar, evet.
Hayat amaçsız, hayalsiz harcanmamalı." içim kızgın. içim lime lime. ne varlığı seviyorum o an, ne de insanları. kan bürüyor gözlerimi, dişlerim kamaşıyor. ve, işte, gözümün önünde çığlık çığlığa fok yavruları, beş paraya satılan bebek bakireler ve surları aşmış yaklaşıyor vebalı cesetler...
2010-11-29
2010-11-19
salıncak
yatağıma kaçsam yastığıma boğarım yasımı,
ama bacaklarım benden önce uyumuş, dudaklarım bembeyaz asma kilit.
çakın çekmecede, uzansam parmaklarım kendiliğinden bulur bıçağı.
ama ne farkeder çocuk, ağzımı bıçak, gözlerimi gerçek açmıyor.
odağımı alıp gitmişler işte, kafamı kesmişler,
tavuk olduğumu neden söylemedin onlara?
duvarlara çarpıyorum koşarken, dikenler takılıyor kanatlarıma.
kalbim çığlık çığlığa, düşüncelerim duyulmuyor;
bir sigara yak, bas boynumdan oluk oluk akan hatıralara.
sen ki sokaktan koskoca bir tekerleği yuvarlamıştın odamıza,
sarıydı duvarlar, köşe bucak boncuklar, ve işte lastikten sehpamız;
ben mi ağır geldim, yoksa sen mi görmedin kimsesizliğimi?
hesapları aynalarda tutuyorduk çocuk, bakışlarımızı yerden kaldıramaz olduk.
küçüktüm ben daha neden anlamadın, ellerimi tuttuğunda kahkahalar attım.
anlatmadım mı sabahlara kadar, seni de mi uydurdum?
çok mu yalnızdım, kin kokan bir sevgili mi doğurdum?
tamam şimdi buldum,
sen uyuyordun aslında,
ben seninle rüyalarda buluştum.
sana değil salıncaklara kızıyorum;
çocukların ufları öpünce, küsleri bozunca geçer,
onlar benden çocuk olmadığımı gizlediler.
ama bacaklarım benden önce uyumuş, dudaklarım bembeyaz asma kilit.
çakın çekmecede, uzansam parmaklarım kendiliğinden bulur bıçağı.
ama ne farkeder çocuk, ağzımı bıçak, gözlerimi gerçek açmıyor.
odağımı alıp gitmişler işte, kafamı kesmişler,
tavuk olduğumu neden söylemedin onlara?
duvarlara çarpıyorum koşarken, dikenler takılıyor kanatlarıma.
kalbim çığlık çığlığa, düşüncelerim duyulmuyor;
bir sigara yak, bas boynumdan oluk oluk akan hatıralara.
sen ki sokaktan koskoca bir tekerleği yuvarlamıştın odamıza,
sarıydı duvarlar, köşe bucak boncuklar, ve işte lastikten sehpamız;
ben mi ağır geldim, yoksa sen mi görmedin kimsesizliğimi?
hesapları aynalarda tutuyorduk çocuk, bakışlarımızı yerden kaldıramaz olduk.
küçüktüm ben daha neden anlamadın, ellerimi tuttuğunda kahkahalar attım.
anlatmadım mı sabahlara kadar, seni de mi uydurdum?
çok mu yalnızdım, kin kokan bir sevgili mi doğurdum?
tamam şimdi buldum,
sen uyuyordun aslında,
ben seninle rüyalarda buluştum.
sana değil salıncaklara kızıyorum;
çocukların ufları öpünce, küsleri bozunca geçer,
onlar benden çocuk olmadığımı gizlediler.
2010-11-18
i can't jump i can't jump
don't you see
i won't even finish a single cup of coffee
we will sit down heart to heart
and talk through the night
i can't i can't fight the real fight
i'll sneak away to the loo
put my head in the bowl
and shit the tears out
you won't smell a thing
i promise you
yes, my ass will be laughing in the air
like all asses do when they sense fear
i can't jump i can't jump don't you see
my hopes are numb, my dreams blind
my heart bullies me as an hobby
yes dear, i'll probably carry this stale coffee through eternity.
can we at least try to carve a cup out of me?
don't you see
i won't even finish a single cup of coffee
we will sit down heart to heart
and talk through the night
i can't i can't fight the real fight
i'll sneak away to the loo
put my head in the bowl
and shit the tears out
you won't smell a thing
i promise you
yes, my ass will be laughing in the air
like all asses do when they sense fear
i can't jump i can't jump don't you see
my hopes are numb, my dreams blind
my heart bullies me as an hobby
yes dear, i'll probably carry this stale coffee through eternity.
can we at least try to carve a cup out of me?
2010-11-07
2010-11-02
it has been a long time since i managed to write. just to write for writing's sake. not thinking about the bacardi in the fridge, or the jack down at the store. not worrying about professors, parents and rotten relationships. without the weight of unrealized potential, the fear of a wasted life, and the yearning for creating something beautiful. "what i must do" suffocates me, "what i want" teases me. my own perceptions blind me until i can't see the tip of my nose. i am so scared of myself, i keep sculpting this creature from me own flesh. maybe if i can't recognize myself, this will really be a bad movie. i know my own voice, i know my sentences. my thoughts are crystal clear. it is my hands that i can't truly decipher.
i write about love. i write about anger. dreams, and fairies fly between the lines. deamons lurk behind the curtains as i sit. it is as if i ignore the bliss simplicity invokes in me. i write as though reality pains me. my words create the illusion of isolation. they gallop through my thoughts without control. they pick-and-choose, without my say so. i sit down to write. i sit down to write. and i end up with shit smeared across the page.
there was this boy once. i read him in my letters: love letters, full of passion and pleas.[why is it always letters i write? no poetry. no stories. i am the queen of unsent letters] if it were up to the letters, ours was an epic romance. but i still have my memories. we never even shared dreams. this boy, this boy that my words loved and my hands wouldn't hold, had compared my gaze to the death-ray, and my mouth to the uzi submachine gun. i took it as a defamation back then. but i guess he was just trying to say "you are hurting me."
is my shit on paper trying to do the same:
mirroring what i have become;
showing what i have done;
begging me to calm my fingers down?
it is like going down a very steep set of stairs. your fingers tight around the rails, you have your balance. yet in your mind you are already falling. you have just hit your shin. your knee already popped. third hit on your head. you can taste blood in your mouth. you can taste blood on your skin. your shoulders are aching. have you broken a rib? the final hit at the bottom, your face smacks down on the concrete. your body bounces a little. there, you did it finally. you have gone and broken your pretty neck.
i write about love. i write about anger. dreams, and fairies fly between the lines. deamons lurk behind the curtains as i sit. it is as if i ignore the bliss simplicity invokes in me. i write as though reality pains me. my words create the illusion of isolation. they gallop through my thoughts without control. they pick-and-choose, without my say so. i sit down to write. i sit down to write. and i end up with shit smeared across the page.
there was this boy once. i read him in my letters: love letters, full of passion and pleas.[why is it always letters i write? no poetry. no stories. i am the queen of unsent letters] if it were up to the letters, ours was an epic romance. but i still have my memories. we never even shared dreams. this boy, this boy that my words loved and my hands wouldn't hold, had compared my gaze to the death-ray, and my mouth to the uzi submachine gun. i took it as a defamation back then. but i guess he was just trying to say "you are hurting me."
is my shit on paper trying to do the same:
mirroring what i have become;
showing what i have done;
begging me to calm my fingers down?
it is like going down a very steep set of stairs. your fingers tight around the rails, you have your balance. yet in your mind you are already falling. you have just hit your shin. your knee already popped. third hit on your head. you can taste blood in your mouth. you can taste blood on your skin. your shoulders are aching. have you broken a rib? the final hit at the bottom, your face smacks down on the concrete. your body bounces a little. there, you did it finally. you have gone and broken your pretty neck.
Subscribe to:
Posts (Atom)
Labels
- bedtime stories (11)
- confessions full of jack (21)
and then there were:
-
►
2012
(92)
- December (1)
- November (6)
- October (1)
- September (9)
- August (3)
- July (5)
- June (5)
- May (14)
- April (14)
- March (9)
- February (7)
- January (18)
-
►
2011
(124)
- December (9)
- November (15)
- October (11)
- September (14)
- August (17)
- July (8)
- June (9)
- May (8)
- April (9)
- March (5)
- February (5)
- January (14)