2010-04-26
2010-04-25
51: ...
51 yaşındaydı babası, öldüğünde. 51. yazının ilk sandal sefasında, suratında bir tebessümle uyumuştu. doktorlar doğal bir ölüm olduğunu, sadece kalbinin durduğunu söylediler. 21 yaşındaydı babası öldüğünde. 21. yazının ilk konser sefasında, suratında bir tebessümle açtı telefonunu. sigarasını çoktan yakmıştı,ona babasının öldüğünü söylediler. : ...
...
51 saatte dizildi yanyana yanlışlarım. güzel yüzümün yanında bir hiçlik varlığım. güzelin sabitliğini yakalayamadığım için masum olamam; iptal etmezler vesikamı, gerçekliklerini çürütüyorum.
...
...
51 basamakla çıkılıyor geçmişime. o beyaz kapının arkasında kanıyor çoktan dikilmiş kesiklerim. o duvarların arasında acizliğim yaşıyor. bir tek orada gezegenler patlıyor öfkemden.
...
...
51 saatte dizildi yanyana yanlışlarım. güzel yüzümün yanında bir hiçlik varlığım. güzelin sabitliğini yakalayamadığım için masum olamam; iptal etmezler vesikamı, gerçekliklerini çürütüyorum.
...
...
51 basamakla çıkılıyor geçmişime. o beyaz kapının arkasında kanıyor çoktan dikilmiş kesiklerim. o duvarların arasında acizliğim yaşıyor. bir tek orada gezegenler patlıyor öfkemden.
...
2010-04-24
2010-04-20
2010-04-16
space-dye vest

........
There's no one to take my blame
If they wanted to
There's nothing to keep me sane
And it's all the same to you
There's nowhere to set my aim
So I'm everywhere
Never come near me again
Do you really think I need you
I'll never be open again, I could never be open again.
I'll never be open again, I could never be open again.
And I'll smile and I'll learn to pretend
And I'll never be open again
And I'll have no more dreams to defend
And I'll never be open again
(dream theater lyrics)
2010-04-14
2010-04-04
kibrit
bir büyük duruyor masada. yavaş yavaş içiyoruz. yavaş yavaş mezeleniyoruz. en basit dedikoduya bile içinde toplum, kültür ve Türkiye kelimelerini içeren cümleler kuruyorum. 'tabi' diyor, 'haklısın'.
o 'tek bir yakışıklı yok' derken, diğer masalarda oturan, sokaktan geçen insanların yüzlerine bakıyorum . 'yapacak bir şey yok' diyen bir tebessüm beliriyor yüzümde. o sırada gözgöze geldiğim çocuk, istemsizce gülümsüyor. kafamı çevirip rakımdan bir yudum alıyorum. 'suratına uzun uzun bakabileceğim birini görmüyorum şu an etrafta, evet.' diyorum. 'tabi, çok duruyorsun adamların yanlarında da, uzun uzun bakmaktan bahsediyorsun.' yavaş yavaş içiyoruz. her yudumda biraz daha azalıyor başımın ağrısı. şişe bitene kadar geçer diye umuyorum. zaten artık sadece ağrıya dayanamaz hale geldiğimde içiyorum.
sigara içmeye çıkanlar, masamızın kenarında duruyor. 3 erkeğin yanındaki güzel kadın, bardağını masaya koymak için izin istiyor. gülümseyerek karşılık veriyoruz. çocuklar bizimle konuşmaya başlıyorlar. zaten sokak gürültülü, zaten dinleyesim yok, duymuyorum, ona dönüp 'ne dedi çocuklar' diyorum. bu yorumum yüzünden muhabbet başlamadan bitiyor. 'koskoca heriflere çocuk diyip duruyorsun'. farkında bile değilim bunun. o tuvalete gittiğinde, etrafa bakarak rakımı içerken, kimlere hangi şartlar altında çocuk dediğimi düşünüyorum. çocuk kelimesini döndürürken beynimin içinde, sen geliyorsun aklıma.
şişe bitiyor. geçmiyor ağrı. ben seni düşünüyorum. sıcacık içim. ellerim buz gibi. yanında olmak istiyorum. ama bunun mümkün olmadığını adım gibi biliyorum. seninle olmayı beceremedikten sonra da, kimseyle birlikte olmayı denemek gelmiyor içimden. yaşlandığımda çok güzel olacağımı söylemiştin bana, yaşlandığımda seni görüp görmeyeceğimi bile bilmiyorum. kısacık yine saçlarım, senin okşamadığın daha az saçım var artık. incecik olmak istiyorum, senin sarılmadığın daha az ben olsun. bileklerime takamayayım bileklikleri, senin bildiğin kıyafetlerin hiçbirisi olmasın üstüme.
kalkıyoruz masadan. sokakta önüme bakıyorum sadece, kimseyle gözgöze gelmek istemiyormuşum gibi bir halim var, aslında sadece gözlerim dolmasın diye odaklanıyorum. üzgün değilim aslında, yalnızlıktan da korkmuyorum, sadece seni çok seviyorum. senin bir başka bedene sarıldığını görüyorum beynimin içinde, gece uykunda bir başka sırtı kokladığını, sakallarını bir başka avuca yasladığını... derin bir kıskançlık sarıyor bedenimi, kapıdan girerken bize gülümseyen bouncer'ın suratını dağıtmak istiyorum. biramı içerken camdan dışarı bakıyorum, arka masada oturan iki çocuk bizi izliyor, kafamı her çevirdiğimde göz göze geliyorum bir tanesiyle. benden de senden de nefret ettiğim o an geçti çoktan, sakinim yine. mimiklerim tekrar yumuşak. müziğin sesi çok yüksek, artık konuşmuyoruz. arka masadaki çocuklar çakmak istiyorlar. pis pis gülüyoruz, birbirimizin aklından geçenleri çok iyi biliyoruz 'sana bi çakmak mı lazım yavrum'. çocuğun uzattığı kola bakıyorum, çakmağı tutan parmaklarına, sırtımda hissediyorum o elleri. boynundaki benlere bakıyorum, teker teker öpüyorum onları zihnimde. suratına bakıyorum sigarasını yakarken, kemiklerine, burnuna, masmavi gözlerine. gözlerimin içine bakıyor, gülümsesem konuşmaya başlayacak biliyorum. çakmağımı geri alırken, yanlışlıkla sesli düşünüyorum 'özür dilerim', müziğin sesinden duyulmuyor ne söylediğim. yerine dönüyor çocuk. masasına oturduğu anda gözlerime bakıyor yine, kafamı ve vücudumu bir daha o tarafa bakmayacak şekilde diğer tarafa çeviriyorum. seninle ilk defa bu gece burda karşılaşsaydık, ve sen bana bakıyor olsaydın, sana da arkamı dönecek olduğumu düşünüyorum. gülümsüyorum.
bir kibrit kutusu duruyor elimde. yandıklarında çıkaracakları kokuyu hayal ediyorum. bir tanesini bile yakmıyorum.
o 'tek bir yakışıklı yok' derken, diğer masalarda oturan, sokaktan geçen insanların yüzlerine bakıyorum . 'yapacak bir şey yok' diyen bir tebessüm beliriyor yüzümde. o sırada gözgöze geldiğim çocuk, istemsizce gülümsüyor. kafamı çevirip rakımdan bir yudum alıyorum. 'suratına uzun uzun bakabileceğim birini görmüyorum şu an etrafta, evet.' diyorum. 'tabi, çok duruyorsun adamların yanlarında da, uzun uzun bakmaktan bahsediyorsun.' yavaş yavaş içiyoruz. her yudumda biraz daha azalıyor başımın ağrısı. şişe bitene kadar geçer diye umuyorum. zaten artık sadece ağrıya dayanamaz hale geldiğimde içiyorum.
sigara içmeye çıkanlar, masamızın kenarında duruyor. 3 erkeğin yanındaki güzel kadın, bardağını masaya koymak için izin istiyor. gülümseyerek karşılık veriyoruz. çocuklar bizimle konuşmaya başlıyorlar. zaten sokak gürültülü, zaten dinleyesim yok, duymuyorum, ona dönüp 'ne dedi çocuklar' diyorum. bu yorumum yüzünden muhabbet başlamadan bitiyor. 'koskoca heriflere çocuk diyip duruyorsun'. farkında bile değilim bunun. o tuvalete gittiğinde, etrafa bakarak rakımı içerken, kimlere hangi şartlar altında çocuk dediğimi düşünüyorum. çocuk kelimesini döndürürken beynimin içinde, sen geliyorsun aklıma.
şişe bitiyor. geçmiyor ağrı. ben seni düşünüyorum. sıcacık içim. ellerim buz gibi. yanında olmak istiyorum. ama bunun mümkün olmadığını adım gibi biliyorum. seninle olmayı beceremedikten sonra da, kimseyle birlikte olmayı denemek gelmiyor içimden. yaşlandığımda çok güzel olacağımı söylemiştin bana, yaşlandığımda seni görüp görmeyeceğimi bile bilmiyorum. kısacık yine saçlarım, senin okşamadığın daha az saçım var artık. incecik olmak istiyorum, senin sarılmadığın daha az ben olsun. bileklerime takamayayım bileklikleri, senin bildiğin kıyafetlerin hiçbirisi olmasın üstüme.
kalkıyoruz masadan. sokakta önüme bakıyorum sadece, kimseyle gözgöze gelmek istemiyormuşum gibi bir halim var, aslında sadece gözlerim dolmasın diye odaklanıyorum. üzgün değilim aslında, yalnızlıktan da korkmuyorum, sadece seni çok seviyorum. senin bir başka bedene sarıldığını görüyorum beynimin içinde, gece uykunda bir başka sırtı kokladığını, sakallarını bir başka avuca yasladığını... derin bir kıskançlık sarıyor bedenimi, kapıdan girerken bize gülümseyen bouncer'ın suratını dağıtmak istiyorum. biramı içerken camdan dışarı bakıyorum, arka masada oturan iki çocuk bizi izliyor, kafamı her çevirdiğimde göz göze geliyorum bir tanesiyle. benden de senden de nefret ettiğim o an geçti çoktan, sakinim yine. mimiklerim tekrar yumuşak. müziğin sesi çok yüksek, artık konuşmuyoruz. arka masadaki çocuklar çakmak istiyorlar. pis pis gülüyoruz, birbirimizin aklından geçenleri çok iyi biliyoruz 'sana bi çakmak mı lazım yavrum'. çocuğun uzattığı kola bakıyorum, çakmağı tutan parmaklarına, sırtımda hissediyorum o elleri. boynundaki benlere bakıyorum, teker teker öpüyorum onları zihnimde. suratına bakıyorum sigarasını yakarken, kemiklerine, burnuna, masmavi gözlerine. gözlerimin içine bakıyor, gülümsesem konuşmaya başlayacak biliyorum. çakmağımı geri alırken, yanlışlıkla sesli düşünüyorum 'özür dilerim', müziğin sesinden duyulmuyor ne söylediğim. yerine dönüyor çocuk. masasına oturduğu anda gözlerime bakıyor yine, kafamı ve vücudumu bir daha o tarafa bakmayacak şekilde diğer tarafa çeviriyorum. seninle ilk defa bu gece burda karşılaşsaydık, ve sen bana bakıyor olsaydın, sana da arkamı dönecek olduğumu düşünüyorum. gülümsüyorum.
bir kibrit kutusu duruyor elimde. yandıklarında çıkaracakları kokuyu hayal ediyorum. bir tanesini bile yakmıyorum.
2010-04-01
düş - üş
renk renk avuçlarım
mor adada uyuyup
beyaz tepelerde okuyorum
gözbebeklerime gülümsüyor dudakların. başparmağını batırıyorsun birden avcuma, bir an için büyüyor tebessümün. küçük bir kahkaha kaçıyor boğazından.
sana uyanıyorum her sabah
akşamları kahkahalar, arkadaşlar, ve alkol
saçlarını kesiyorum, saçlarımı kesiyorsun
yanyana gelir gelmez birbirimize düşüyoruz. boynunu koklamaya bayılıyorum. okuyoruz, yazıyoruz, yüzüyoruz. ayrı kalıyorum senden, ne panik var kalbimde, ne de parandeler atıyorum telaştan. varlığın esasen nefesim, yokluğun zaten geçici.
kabuslarımdan korkmuyorum,
rüyalarımdan korktuğum kadar!
mor adada uyuyup
beyaz tepelerde okuyorum
gözbebeklerime gülümsüyor dudakların. başparmağını batırıyorsun birden avcuma, bir an için büyüyor tebessümün. küçük bir kahkaha kaçıyor boğazından.
sana uyanıyorum her sabah
akşamları kahkahalar, arkadaşlar, ve alkol
saçlarını kesiyorum, saçlarımı kesiyorsun
yanyana gelir gelmez birbirimize düşüyoruz. boynunu koklamaya bayılıyorum. okuyoruz, yazıyoruz, yüzüyoruz. ayrı kalıyorum senden, ne panik var kalbimde, ne de parandeler atıyorum telaştan. varlığın esasen nefesim, yokluğun zaten geçici.
kabuslarımdan korkmuyorum,
rüyalarımdan korktuğum kadar!
Subscribe to:
Posts (Atom)
Labels
- bedtime stories (11)
- confessions full of jack (21)
and then there were:
-
►
2012
(92)
- December (1)
- November (6)
- October (1)
- September (9)
- August (3)
- July (5)
- June (5)
- May (14)
- April (14)
- March (9)
- February (7)
- January (18)
-
►
2011
(124)
- December (9)
- November (15)
- October (11)
- September (14)
- August (17)
- July (8)
- June (9)
- May (8)
- April (9)
- March (5)
- February (5)
- January (14)