cebimde escort 9mm ses kapsülü, kitaplığımda kağıttan kokteyl şemsiyesi var. saatlerim alındıkları andan beri çalışmıyor, ve evet, fotoğraf çerçevelerimin hepsi boş...
kan ve ter içinde doğrulduğunda hava yeni aydınlanıyordu. çarşafları toplayıp küvetin içine girdi. hala uyanamamıştı, etrafı daha fazla pisletmeden biraz oturması gerekiyordu. gözlerinden yaşlar aktığının farkındaydı, kanın nerden geldiği belliydi, ama titremesine bir türlü anlam veremiyordu. çarşafı, yorgan kılıfını, sonra da kendini serdi küvetin dibine...
uyandı. çarşaflara ve geceliğine leke sökücü uyguladı. çamaşır makinesini çalıştırdı. uzun bir banyo yaptı. saçını kurutup, kahve içmeye oturduğunda, öğlen olmuştu. sükûnet sızmıştı sanki derisinin altına. normalde saçında ve omuzlarında cirit atan küçük şeytanlar görünürlerde yoktu. ne elleri, ne de dudakları titriyordu. uykusunda unutmuştu geçmişi, uykusunda yutmuştu keşkeleri. nefes aldıkça oksijen gidiyordu ruhuna. kahvesini yudumlarken, sadece kahvesini yudumluyordu...
ettiğim bütün küfürlerden sıkıldım. daha, hep daha daha fazlasını istemekten yoruldum. sadece var olmak istiyorum. herhangi bir duygunun, veya herhangi bir olgunun tek başına yaşama sebebim olmasına imkan yok.
2010-03-29
2010-03-28
bacaklarımın arasında bir canavar var. yüzlerce kilometre devirmeyi hayal ediyorum sadece. güneş ışınlarının yansıdığı her santimetrekare sessiz sessiz gülümsüyor işte. ne önemi var dün gece nerde uyuduğunun? kaç nevresim takımı kazılı ki hafızana?... sen bir tek rüyalarına tutun.
arabaların arasından kayıp gitmek değil bu, çekip alıyorsun altlarından asfaltı. kulaklarında canavar konçertosu, gözlerinde gitmediğin yerler var. arkada kalmış tutmadığın eller; ve bir ömür kovaladığın huzur artık göğüs kafesinde...
arabaların arasından kayıp gitmek değil bu, çekip alıyorsun altlarından asfaltı. kulaklarında canavar konçertosu, gözlerinde gitmediğin yerler var. arkada kalmış tutmadığın eller; ve bir ömür kovaladığın huzur artık göğüs kafesinde...
2010-03-27
umrumda değil. hava çok soğuk. rüzgar burnuma batıyor her esişte. kimseler yok sokakta, ve ben ayaklarımı sürte sürte yürüyorum. yanağımdaki kesik, kolumdaki kadar kesin değil, ama daha çok kan akıyor. saat kaç emin değilim. tahmin ettiğimden çok daha uzun süre dayandım o ayrı. kolumun olması gereken yerde böcekleri hissedebildiğime eminim. ve elimde değil, bir kaç adımda bir dilimi çıkarıyorum yanağımdan. yuttuğum kanları kontrol edemiyorum artık, midem bulanıyor, başım dönüyor. yürüyorum yürüyorum kan bitmiyor. kanama dursa, ağacımın altına kıvrılıp uyuyacağım o yaralarımı dikerken. ama şimdi yatarsam kana kana boğulacağım.
isim isim dizildiler birden. seslerini duymadığımı biliyorlar mı acaba? kesikleri görmüyor olabilirler mi? tek elimde bira. şişeği ağzıma diktiğimde, hem kan yutuyorum, hem bira kusuyorum. kan kokusunu nasıl almazlar peki? bir el, bir belki, bir davet. kenarda tebessüm tebessüm bir yatak, tepenin üstünde huzur huzur bir kale, az önce de bir gökkuşağı akıyordu şarıl şarıl... başım dönüyor. çok sarhoşum. inan; bana kalsa şimdi sarılıp sarmalanıp yatarım.
kanım bitene kadar yürümek zorundayım.
isim isim dizildiler birden. seslerini duymadığımı biliyorlar mı acaba? kesikleri görmüyor olabilirler mi? tek elimde bira. şişeği ağzıma diktiğimde, hem kan yutuyorum, hem bira kusuyorum. kan kokusunu nasıl almazlar peki? bir el, bir belki, bir davet. kenarda tebessüm tebessüm bir yatak, tepenin üstünde huzur huzur bir kale, az önce de bir gökkuşağı akıyordu şarıl şarıl... başım dönüyor. çok sarhoşum. inan; bana kalsa şimdi sarılıp sarmalanıp yatarım.
kanım bitene kadar yürümek zorundayım.
2010-03-25
quotes from Gloria Steinem
"The first problem for all of us, men and women, is not to learn, but to unlearn."
"A pedestal is as much a prison as any small, confined space."
"A woman without a man is like a fish without a bicycle."
"If women are supposed to be less rational and more emotional at the beginning of our menstrual cycle when the female hormone is at its lowest level, then why isn't it logical to say that, in those few days, women behave the most like the way men behave all month long?"
"Some of us are becoming the men we wanted to marry."
"I have met brave women who are exploring the outer edge of human possibility, with no history to guide them, and with a courage to make themselves vulnerable that I find moving beyond words."
"If the shoe doesn't fit, must we change the foot?"
"The truth will set you free. But first, it will piss you off."
"The authority of any governing institution must stop at its citizen's skin."
"Women may be the one group that grows more radical with age."
"I don't breed well in captivity."
2010-03-23
kapıdan girer girmez dizlerinin bağı çözüldü. düşmemeye kararlı, portmantoya, paltoların üstüne astı kendini. yüzünü gömdü kumaşlara, beş, bilemedin on saniye. ayakkabılarını çıkarırken, yapması gerekenleri listeliyordu kafasında. 'beni sev' diye ortalığı inleten kedisine sevgi sözcükleri mırıldanıyordu. bir pati, bir el, sonra burun buruna. kimin alerjisi var, kim konuşamaz önemi yoktu işte. belki kapının arkasında bir başka çift ayakkabı hiç olmayacaktı, ama o an tamdı her şey: gurulgurul mırılmırıl seviliyordu. onlarca kediyle yaşayan kaçık bir kadına dönüşme ihtimaline gülümsüyordu.
1.2.3.4.5.hızlı hızlı çıktı merdivenleri. seksen basamak. nefes nefese kalmadı. nefesini o köşede bırakmıştı sanki. gözlerine söylemediği kelimeler batıyordu; gözleri kapalı çıktı merdivenleri. ne kalbinin atışı, ne ayak sesleri, kulaklarında sadece kendi soğuk cümleleri. 44.45.46.47.48. omzundaki çantayı düzeltti. saçına götürdü parmaklarını, aklından çıkaramadığı o ellere dokundu. neyse ki tam olarak anımsayamıyordu.79.göğüs kafesinde kurtçuklar mı oynuyordu? acı biber mi sürmüşlerdi tebessümüne? büyük büyük konuşmuştu bugün yine, bir ben çizmişti öyle ortalık yere. aslında doğduğundan beri sadece bilinmezliğe köle.
cümlenin tam ortasında gözleri doldu. aslında hiçbir şeyden bahsetmiyordu. kafasını çevirdi. yuttu gözüne dolanları. cümlesini bitirdiğinde, rahatlıkla bir yenisine başladı. ama ürkmüştü bir kere. ona kalsa kendine bir tokat bir de küfür basardı. boğazından içeriye aktı öznefreti. etrafa saçtığı saçmalıklara baktı bir an, susmasını bilmiyormuş gibi durmadan konuşuyordu. cümlelerini durdurabilmek için derhal gitmesi gerekiyordu. zaten bir tek gitmeyi iyi biliyordu...
1.2.3.4.5.hızlı hızlı çıktı merdivenleri. seksen basamak. nefes nefese kalmadı. nefesini o köşede bırakmıştı sanki. gözlerine söylemediği kelimeler batıyordu; gözleri kapalı çıktı merdivenleri. ne kalbinin atışı, ne ayak sesleri, kulaklarında sadece kendi soğuk cümleleri. 44.45.46.47.48. omzundaki çantayı düzeltti. saçına götürdü parmaklarını, aklından çıkaramadığı o ellere dokundu. neyse ki tam olarak anımsayamıyordu.79.göğüs kafesinde kurtçuklar mı oynuyordu? acı biber mi sürmüşlerdi tebessümüne? büyük büyük konuşmuştu bugün yine, bir ben çizmişti öyle ortalık yere. aslında doğduğundan beri sadece bilinmezliğe köle.
cümlenin tam ortasında gözleri doldu. aslında hiçbir şeyden bahsetmiyordu. kafasını çevirdi. yuttu gözüne dolanları. cümlesini bitirdiğinde, rahatlıkla bir yenisine başladı. ama ürkmüştü bir kere. ona kalsa kendine bir tokat bir de küfür basardı. boğazından içeriye aktı öznefreti. etrafa saçtığı saçmalıklara baktı bir an, susmasını bilmiyormuş gibi durmadan konuşuyordu. cümlelerini durdurabilmek için derhal gitmesi gerekiyordu. zaten bir tek gitmeyi iyi biliyordu...
2010-03-13
2010-03-11
your arse is bigger than nick
gözyaşlarımı hatırla
o lanet geceyi
bedenlerimiz yüzünden sevemiyorduk ya hani
hani pistik ya ikimiz
bedenlerimize ödettik işte bedeli
gözyaşlarımızı hatırla
ben dün gibi hissediyorum ellerini
geri dönüşü yoktu hani?
hani bitmezdi hani kırılmazdı sevgi?
sen içimi görmemiş miydin?
neden etimle eş tuttun beni?
kasıp kavurdun doğru
kalbim kendi kendini öğütür oldu
korkuttun da aferin
aşkı ve beni
bir daha ağlamam öyle
sarıp saklayıp sevmem kollarımda
en küçük yakınlaşma
arsenik dudaklarımda
o lanet geceyi
bedenlerimiz yüzünden sevemiyorduk ya hani
hani pistik ya ikimiz
bedenlerimize ödettik işte bedeli
gözyaşlarımızı hatırla
ben dün gibi hissediyorum ellerini
geri dönüşü yoktu hani?
hani bitmezdi hani kırılmazdı sevgi?
sen içimi görmemiş miydin?
neden etimle eş tuttun beni?
kasıp kavurdun doğru
kalbim kendi kendini öğütür oldu
korkuttun da aferin
aşkı ve beni
bir daha ağlamam öyle
sarıp saklayıp sevmem kollarımda
en küçük yakınlaşma
arsenik dudaklarımda
2010-03-01
my mouth burns, my nose beats;
the metallic taste in my hands suffocates the litte elves.
it is not that i don't need, i simply do not want.
every day a new list, every night new sweats.
take a shower, take a bath.
remember your roots, feed your appetite.
i may go to couples counseling with myself, and they might call me crazy.
i fight with her every night, her head aches every day, and we are both tired.
the metallic taste in my hands suffocates the litte elves.
it is not that i don't need, i simply do not want.
every day a new list, every night new sweats.
take a shower, take a bath.
remember your roots, feed your appetite.
i may go to couples counseling with myself, and they might call me crazy.
i fight with her every night, her head aches every day, and we are both tired.
Subscribe to:
Posts (Atom)
Labels
- bedtime stories (11)
- confessions full of jack (21)
and then there were:
-
►
2012
(92)
- December (1)
- November (6)
- October (1)
- September (9)
- August (3)
- July (5)
- June (5)
- May (14)
- April (14)
- March (9)
- February (7)
- January (18)
-
►
2011
(124)
- December (9)
- November (15)
- October (11)
- September (14)
- August (17)
- July (8)
- June (9)
- May (8)
- April (9)
- March (5)
- February (5)
- January (14)