where do i come from?
can we trace me back, to the years of the tiring harvests and early marriages?
i am stuck on an island
an island of my hands
this is where i choose
this is where i breathe
where do you come from?
can i trace you back to the revolution, the years of blood and passion?
the universe is mine
i own no one
i smile and i twirl
my laughter is my muse
make me laugh
i can't be yours
the universe is all i have to offer
i used to enchant the words
i used to make them polka and waltz
i am nothing now
i merely touch the invisibles and the ones unheard
i promise you, i will scatter flower seeds where you lay to rest
can we trace this feeling back, to the years of cigarette smoke and wine stains?
my hair won't fall down my shoulders
i won't whisper sweet nothings
i will lay down the sheets and watch you sleep
i will yearn, and love
i might even shed tears
i can't be yours
the universe is all i have to offer
you will sleep until you diffuse
i have never seen you, you don't even breathe
it was you who slept and i was left with the dream
i smile and i twirl
my laughter is my muse
my eyes ignore reality
i can trace my sins back
i can trace my sins back to the years of great mother Isis.
2010-07-30
2010-07-28
2010-07-22
2010-07-18
beklemek, her zaman bilincin alanına girmiyor.
bazen beklemek, bütün sorguları bizden habersiz cevaplıyor.
küçük, paslanmaz çelik mataradan dökülüyor jack.
jack erkek ismi diyenlere inat kirpiklerine kadar kadın.
ne çarşafları düşünüyor, ne de eksikleri.
ölümün gücünü kolyesinde taşıdığına inanmış bir kere.
ne de olsa jack gözlerinin içine baksa bile Tanrı'yı tanımıyor.
kollarındaki benleri sayıyor, insanlardan nefret etmek istediğinde.
kendi tenine saklanıyor, ilan-ı aşk gözlerinden akmaya kalkarsa.
jack ne kendini, ne de olmak istediğini yazıyor;
ellerini, gerçeklerden daha ilginç bulduğu oluyor.
size yalan söylemişler,içinden gelen, boka sidiğe takılmadıktan sonra
insanın midesini falan bulandırmıyor.
jack, adem'in kaburgasından yaradılmış ya,
herhalde o yüzden bütün kemikleri dişleriyle sıyırmadan sırıtmıyor.
gerçek fısıltılara kaçmış.
karanlık, serin, sessiz ortamlarda saklanıyor güç.
belki de kelimeler ruhun yolunu anca dudaklar kulağa değdiğinde buluyor.
seni seviyorum demeden de, usul usul seviliyor.
bazen beklemek, bütün sorguları bizden habersiz cevaplıyor.
küçük, paslanmaz çelik mataradan dökülüyor jack.
jack erkek ismi diyenlere inat kirpiklerine kadar kadın.
ne çarşafları düşünüyor, ne de eksikleri.
ölümün gücünü kolyesinde taşıdığına inanmış bir kere.
ne de olsa jack gözlerinin içine baksa bile Tanrı'yı tanımıyor.
kollarındaki benleri sayıyor, insanlardan nefret etmek istediğinde.
kendi tenine saklanıyor, ilan-ı aşk gözlerinden akmaya kalkarsa.
jack ne kendini, ne de olmak istediğini yazıyor;
ellerini, gerçeklerden daha ilginç bulduğu oluyor.
size yalan söylemişler,içinden gelen, boka sidiğe takılmadıktan sonra
insanın midesini falan bulandırmıyor.
jack, adem'in kaburgasından yaradılmış ya,
herhalde o yüzden bütün kemikleri dişleriyle sıyırmadan sırıtmıyor.
gerçek fısıltılara kaçmış.
karanlık, serin, sessiz ortamlarda saklanıyor güç.
belki de kelimeler ruhun yolunu anca dudaklar kulağa değdiğinde buluyor.
seni seviyorum demeden de, usul usul seviliyor.
2010-07-16
ölüm döşeğindeki adam:
"Ölüm döşeğindeki adam:
....İnsanın bütün ahlakı yalnızca şu ifadede kayıtlıdır: kendin ne kadar mutlu olmak istiyorsan başkalarını da o kadar mutlu kıl ve bizim maruz kalmak istemediğimiz kötülüğü onlara yapma."
Marquis de Sade, Tanrıya Karşı Söylev, çev., Işık Ergüden (İstanbul: Versus Kitap, 2009), 31
2010-07-10
2010-07-09
There are times that walk from you like some passing afternoon
...
There are things that drift away like our endless, numbered days
...
There are sailing ships that pass all our bodies in the grass
...
There are things we can't recall, blind as night that finds us all
...
There are names across the sea, only now I do believe
...
lyrics from Iron &Wine
...
There are things that drift away like our endless, numbered days
...
There are sailing ships that pass all our bodies in the grass
...
There are things we can't recall, blind as night that finds us all
...
There are names across the sea, only now I do believe
...
lyrics from Iron &Wine
2010-07-07
olmadığım bir kadın yatıyor gözlerinde, her kelimesi, her mimiği intikam kokuyor. belden aşağıyı hedefliyor hep, sinirimi bir sonraki oyununa sahne yapıyor. bütün acizliğiyle karşımda duran hasta çocuğa kanıp yaralarını yalamaya kalkarsam;
o derimin altına örümcek yumurtaları bırakıyor...
deliliğine kapılıp gidiyorum yanındayken, onun gözünden görüyorum, onun sesinden konuşuyorum, onu hissediyorum damarlarımda. yüzyıllar kadar güçlü olsam, dağıtamam kara bulutlarını; onun ruhu yapışıyor omuriliğime, hızlı ve ölümcül, çürüyorum...
parmakuçlarımı ısırıp, saçlarımı yolarsam, ciddiye alınacak kadar deli olurum belki.ben bu gece kendimden nefret ediyorum, dokunduğum anlar birbirine dolanmış, kimdi gerçek, hangileri halüsinasyondu, emin olamıyorum. onu kendi nefretimden, kendi içimde yarattığıma inanıyorum.
yaradanından nefret eden her günahkar gibi, onun da her gün cehennem ateşleriyle yürüdüğünü biliyorum. onu yarattığım gibi katledeceğim günün kabusunu kendi uykularıma rüya diye dikiyorum. ben bu gece onu çok seviyorum. bu yüz kızartıcı suç için kendi kendime muhteşem hükümler giydiriyorum. boğazıma yapışmış bak mide asidi, acı acı yutkunuyorum. cezamı çekip vicdanımı kendi yaradanıma hazırlıyorum.
o derimin altına örümcek yumurtaları bırakıyor...
deliliğine kapılıp gidiyorum yanındayken, onun gözünden görüyorum, onun sesinden konuşuyorum, onu hissediyorum damarlarımda. yüzyıllar kadar güçlü olsam, dağıtamam kara bulutlarını; onun ruhu yapışıyor omuriliğime, hızlı ve ölümcül, çürüyorum...
parmakuçlarımı ısırıp, saçlarımı yolarsam, ciddiye alınacak kadar deli olurum belki.ben bu gece kendimden nefret ediyorum, dokunduğum anlar birbirine dolanmış, kimdi gerçek, hangileri halüsinasyondu, emin olamıyorum. onu kendi nefretimden, kendi içimde yarattığıma inanıyorum.
yaradanından nefret eden her günahkar gibi, onun da her gün cehennem ateşleriyle yürüdüğünü biliyorum. onu yarattığım gibi katledeceğim günün kabusunu kendi uykularıma rüya diye dikiyorum. ben bu gece onu çok seviyorum. bu yüz kızartıcı suç için kendi kendime muhteşem hükümler giydiriyorum. boğazıma yapışmış bak mide asidi, acı acı yutkunuyorum. cezamı çekip vicdanımı kendi yaradanıma hazırlıyorum.
2010-07-03
uyandıktan sonra, bir yarım saati oluyordu normalde, ağrısız, sakin bir yarım saat. bu sabah uyandığında ağrı seviyesi uyandıktan 4 saat sonrakine ulaşmıştı çoktan. temizdi, ama kıyafet dağınıklığını çözmeyi hiçbir zaman öğrenememişti, bugün toplamayı planladığı kıyafet yığınına baktı kafasını yastıktan kaldırmadan. sıkıntı, acı, bıkkınlık dolu bir böğürtü tırmandı boğazından dışarı, kafasını yastığın tüylerine eritmek, kafasını buzlukta üç gün bekletmek, kafasını hiç almadığı tabancayla patlatmak istedi. keyifsizliğin depresyon, tatminsizliğin kaçınılmaz, sabitliğin ayıp sayıldığı bu çağda, ölümü ve öldürmeyi düşünmek kabul edilemezdi. kalktı yatağından, uzun uzun soğuk suya tuttu kafasını. her damla suyla katlandı büyüdü ağrı, o uyurken karar vermişti, işte, inanmadığı için kaprisli tanrı, bugün iyi bir gün olmayacaktı.
Subscribe to:
Posts (Atom)
Labels
- bedtime stories (11)
- confessions full of jack (21)
and then there were:
-
►
2012
(92)
- December (1)
- November (6)
- October (1)
- September (9)
- August (3)
- July (5)
- June (5)
- May (14)
- April (14)
- March (9)
- February (7)
- January (18)
-
►
2011
(124)
- December (9)
- November (15)
- October (11)
- September (14)
- August (17)
- July (8)
- June (9)
- May (8)
- April (9)
- March (5)
- February (5)
- January (14)
